19 Ağustos 2017 Cumartesi
Üyelik




Sayaçlar
4.905.419 ziyaret.
77 aktif ziyaretçi.
Kazım ÜNLÜOL

YAP BOZ - BOZ YAP



Yap Boz - Boz Yap

 

Gerede Yeniçağa arasındaki Mengen sapağına kadar olan yol üç yıl önce başlanarak geçtiğimiz yıl sonu çift yol şekline dönüştürüldü.

 

Yapım süreci içinde defalarca düzeltilip kazılan, sonra tekrar kazılıp yeniden tesviye edilen, müteahhidinin bırakıp gitmesi, yeni müteahhitlerin sıraya girmesi şeklinde yapılmaya çalışılan, yani tam bir yap boz oyununa dönüştürülen düzenlemeler esnasında yoldaki çukurlar, binlerce araçta ekonomiyi canlandıracak hasarlar oluşturdu. Bu sayede de biraz daha fazla dövizimiz kanatlanıp uçtu yaban ellere. İnşallah bu arızalar ilçemiz sanayi sitesi esnafının da yüzünü güldürmüştür. Yoksa onlar "Yok abi hani nerde?" mi diyorlar? Yıllardır aynı tezgahların başında ter dökerek bir gelişme gösteremediklerine göre sanırım serzenişlerinde haklılar. Mesele sanayi esnafımızın kazancını sorgulamak değil. Günlük yaşayan, hatta bazen akşam evine ekmek almakta zorlanan vatandaşın kazancının bol olması için duacıyız. Kazanmalıyız ki harcayabilelim. Kazanmadan kredi kartı ile yapılan sınırsız harcamaların milleti ne hale düşürdüğü malum. Ama bu orta direk te incele incele tel haline dönüştü. Bu tel ilerde birilerine batarsa o birileri şikayet etmezler herhalde.

 

Yapılan yol bir yılda muhtemelen üst koruyucu asfalt tabakasının olmaması nedeniyle kısa zamanda eski yolu aratır hale gelmeye başladı. Yapımındaki tekniği bilmeyiz,  ama bu yol üzerinde seyahat eden araçlar, yüzeyindeki inişli çıkışlı dalgalar nedeniyle yolcularını hop oturtup hop kaldırarak böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı oldular. Ama hamile bayanlar için riskini söylemek istemiyorum. Araçlar da bundan paylarını almaya devam ediyorlar. Bir de Gerede-Bolu arasında sürekli olarak yolcu taşıyan sürücülerimizin çektikleri çileyi düşünün.

 

Bölünmüş iki yol arasında yapılan v biçimli beton kanal da kışın karla dolduğunda araçlara hazır bir tuzak gibi görünüyor. En ufak bir dikkatsizlik veya buzlanma muhtemel kazalara hazırlanmış zeminin tuzu biberi oluyor.

 

Nihayet yol öyle de olsa böyle de olsa yoluna girdi derken bir de baktık geçen yıl doğal gaz geçişi için kazılan Dertli Ibrıcak rampasındaki viraj yazın yeniden kazıldı ve şimdi de yeniden bir köprü veya sanat yapısı yapılıyor. İnşallah kar yağmadan bitirilir. Yoksa  bu viraj kazalarla istenmeyen can ve mal kayıplarına sebep olabilir.

 

Eylül başında da Binektaşı Petrol ofisinden Ibrıcak köyü istikametinde iki yol arasındaki kanal yeniden kazılmaya başlandı. Herhalde yine iyi olmadı da yeniden yapacaklar diye düşünürken bu bölüme aydınlatma yapılacağını kulak dolgusu öğrendik. Hayırlısı olsun aydınlatma iyi bir düşünce, şehirleşme süreci içinde olması gerekiyor tabi. Buna bir diyeceğimiz yok. Hatta işi yapacaklara da hiçbir sözümüz yok. Açılan bir işi "Yok kardeşim biz bunu yapmayız." mı diyecekler? Onların ekmek teknesi de bu. Hak edecekleri için en güzelini yaparak gereken emeği sarf etmeleri temennimizdir.

 

Yıllarca önce ilçemize kapalı spor salonu yapıldığında sevinçten uçmuştuk nihayet salonumuz yapıldı diye. Sonra kullanılmaya başlayınca ne kadar yetersiz olduğunu gördük. Şu şöyle olsaydı, bu böyle olsaydı diye birbirimize konuşup durmuştuk.. Ama bu işlerin böyle yürüdüğünü de az çok biliyorduk. Zamanla mutad uygulamalarla hizmete cevap verir hale gelen  spor salonu bu uygulamalara bir örnek sadece. İş önce yapılır sonra yeniden bir plan çizilir, yeni ödenekler çıkarılır ve yeniden yapılır, sonra eksikler yeniden planlanır sonra yeniden ödenek temin edilir ve yapılır. Bu süreç devam eder durur. Hani ne derlerdi  "Devlet malı deniz, yemeyen………" İşte öyle bir şey. Ama şimdi küresel ısınma! var. Gün gelir denizler kurur, yemlikler tükenir. Her şeyin bir sonu var.

 

Bir türlü Selçuklu'nun, Osmanlının en az elli yıl önce dereden akan su debisini hesap ederek yaptıkları ve günümüzde hala varlıklarını taş gibi devam ettiren, günümüz köprülerine nazire köprülerin tekniklerini bilemeyiz. Yaptığımız eften püften sırat köprülerinin altından memleketi silip süpüren sel sularının kolayca geçmesini bekleriz. Sular kendi yataklarındakini yutar götürür. Ya yetkililere ver yansın ederiz "nerde bu devlet" diye veya dere yatağına yerleşenlere veryansın ederiz, önce göz yumduğumuz, ama felaket sonrasında "Ne işiniz vardı burada?" diye. Depremler olur, dışı bizi içi içindeki yaşayanları yakan binalar yok olur gider.

 

Atalarımızın yüzyıllar önce yaptıkları camiler, medreseler, imarethaneler, kapalı çarşılar, saraylar asırlara inat teknik miraslarını yeni nesillere devreder, ama yeni nesiller  merak edip bunları araştırma zahmetinde bulunmazlar. "Asrın medeniyeti varken geçmişi neden düşünelim?" diyebilirsiniz. Sitemim asrın medeniyetine değil onu geliştiremeyenlere. Rüzgarlar estiğinde yel değirmeni yapanlara değil, rüzgarı engellemek için duvar örenlere. Onu da beceremeyip ördükleri çürük duvarın altında kalacaklara. Serzenişim denizi yiyip milleti keriz görenlere.

 

İlk ve orta öğretim yıllarımızda öğretmenlerimiz Türkiye'nin gelişmekte olan bir ülke olduğunu söylemişlerdi. Nasıl da yanıltılmışız. Aslında tam anlamıyla geri kalmış bir ülkeymişiz de,  kendimizi  avutmuşuz  gelişiyoruz diye veya öyle moral kazanmaya çalışmışız.

 

Can Dündar, "Mustafa" filminde, Atatürk'ün inkılapları uygulandıktan sonra, Anadolu'da neler olduğunu merak edip, yurdu gezmek istediğini, mevcut iktidarın, "Siz merak etmeyin paşam biz her şeyi hallediyoruz" itirazlarına rağmen yaptığı gezilerde, Osmanlı'nın yoksul Anadolu halkının yeni Cumhuriyette de yine aynı yoksulluğunun artarak devam ettiğini, geri kalmışlığını, ezilmişliğini görme şaşkınlığı ile  "Biz vatanı bunun için mi kurtardık" deyişini vurgularken, halimizi ne güzel ifade etmiş.

Yoksulluk yıllarından sonra da iki açık, bir iki örtülü darbe yaşadık. Darbelere izin veren bir milletin gelişme hakkı da ne ola ki?

 

Yap boz çocukların zeka gelişiminde oldukça faydalı bir oyundur. Çocuk bu sayede zihinsel yeteneklerini, dikkat yeteneklerini  açığa çıkararak geliştirir. Biz hala bu oyunu oynamaya devam ediyoruz. Ama nedendir bilinmez gelişen zekâmızı talan ve ganimet paylaşmada kullanıyoruz. Bu işte bir eksiklik var. Neden alt yapıyı, üst yapıyı geçmişi araştırarak, elli- yüz yıl sonrasını düşünerek hazırlayamıyoruz?

Yap Bozun Legolara, Legoların gerçek yıkılmaz, bozulmaz yapılara dönüşmesi gerekmiyor mu? Sonra sormazlar mı,  değirmenin suyu nerden geliyor? diye. Denizi nasıl tükettiniz, tükenenin millet olduğunu neden görmezlikten geldiniz? diye. Tüyü bitmedikler bizleri lanetlemezler mi? Har vurup harman savrulan milli servet yok edilirken, yaptığımız yanımıza kar mı kalır sanıyoruz yoksa? Bir günü önceki gününe eşit olmayacak olan, adil insanlar nerede? Bilenlere selam olsun.

 

"Ne yani memleket için bir şeyler yapmayalım mı?" Yapalım tabi, ama nasıl?

Bir bilen varsa söylesin şunu.

 

Teşekkür ve düzeltme.

Değerli okuyucularım,

"Tenis Sahası-Havuz ve Betontepe" başliklı yazım nedeniyle tenkid ve tebriklerini bildiren dostlara teşekkür ediyorum. Bu yazımda kimseyi hedef almadığımı, sadece hali yansıtmaya çalıştığımı belirtirken, üç konuda düzeltme yapmak istiyorum. Birincisi Esentepe Kır Gazinosu tanımlamasında "gazinosu" kelimesi yerine "Lokantası" kelimesi olması gerekiyordu.

Diğer iki konuda tarafımca yanlış anlatmaya sebep olduğunu düşünüyorum

Bunlardan birisi Kayak evi. Burada Esentepe'ye kayak evinin yapılması gerektiğini söylemek istemiyor, bilhassa "Ama nedense burası yeniden yapılmadı." ibaresiyle o yıllarda ileriyi görenlerin Esentepe'nin betonlaşmaması ıiçin çalıştıklarını  söylemek istemiştim.

İkinci konu da Tenis sahası için "Kort yapılsın tabi, artık korumada sıfır çektiğimiz Esentepe'ye de şehir içine de" ibaresi,  Esentepe için Gerede tabiri ile kerçine söylenmiş bir ifadedir.

Bu konularda yanlış anlaşılmalara sebep olduğum için affınıza sığınırım.

 

Nice mutlu bayramlara ulaşmak  dileği ile…

Kazım Ünlüol



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Dr.Cihan AVAROĞLU
PİKNİK ZAMANI
Ferhat ÇETİNOĞLU
"GELECEK" - Yunus GÜLDEMİR Anısına
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net