16 Aralık 2017 Cumartesi
Üyelik




Sayaçlar
5.094.138 ziyaret.
89 aktif ziyaretçi.
Kazım ÜNLÜOL

ÇÖPLÜKTE PİKNİK



Temmuz ayının sıcak bir Pazar günü piknikte olmayı düşünerek, Abant'a gitme isteği oluştuğunda içimden eyvah demiştim, Eyvah ki eyvahtı! Çünkü iki hafta kadar önce gitmiş ve hayal kırıklığına uğramıştım.

Oysa bu kış gittiğimde donmuş gölüne rağmen karla kaplı ormanın ve gölün güzelliği görmeye değerdi ama karların erimesiyle beyaz gelinliğinden sıyrılan Abant çevresi çok kısa süre sonra kirlenmiş ve gelinliğin verdiği temizlik bir anda yok olmuştu.

Bu kaygılarımı söyleyerek gitmek istemediğim Abant'a bu halini görmeyenlerin ısrarı ile gitmek zorundaydım. Çaresiz gittik.

 

Belki kenarda köşede oturabileceğimiz temiz bir yer vardır düşüncesiyle etrafında bir tur attığımız göl kıyısı insanlarla dolu idi. İçerlerde bir yer bulduk sonunda. Ama burası sanki bir çöplüktü. Burada piknik yapılamazdı. Temiz bir yer umuduyla etrafa dağıldık. Sonuç çok kötüydü. Kıyıdan içerilere doğru girdikçe çöplükler büyüyordu. Vaktin geç olması,  O güzelim nilüferler ve zambaklarıyla gözleri okşayan pırıltılarıyla Abant gölü kıyısında oturup gölü seyretme düşüncesine mağlup olarak, arabamızı çöplere siper edip, çoğu kelleşmiş çimlerin, yani toprağın, üzerine örtülerimizi serdik. En uzağımızdaki piknikçilerin iki metre yanımızda olduğu insanlara biz de katıldık. Hemen herkes her yeri kaplamış olan çöplükte kendince bir yerde oturmaktaydı. İnsanların birçoğu neşeli değillerdi. Onlar sanki niye geldik biz bu çöplüğe der gibiydiler. Arada bir de turistleri gezdiren köylülerin atlarının doğal atıklarının kokuları da gerçekten doğal bir parfümdü ama gübre kokan bir parfüm. Buna rağmen göl bütün ihtişamıyla gözlerimize ormandaki çöplüğü biraz olsun unutturuyordu. Yemek faslından sonra çocuklar soluğu göl kıyısında aldılar. 

 

Burası Abant'tı. Giriş kapısında görevliler tarafından buraya hizmet için bir miktar para alınıyordu. Miktarı hiç önemli değildi. Yeter ki hizmet olsun diyerek herkes severek veriyordu bu ücreti sanırım. Ama bir defa gelen acaba bir daha buraya gelir miydi?

 

Burası Abant'tı hani bir takım devlet büyüklerinin, iş adamlarının, sanatçı olduğu söylenen kişilerin hatta yabancı konukların, platformcuların otellerinde ağırlandıkları. (Burda yiğidin hakkını yiğide vermek lazım Oteller gerçekten isimlerine yakışır şekilde güzel, çevreleri oldukça bakımlı, özenli, temiz. Tabi bundan faydalanmak için otelde olmanız lazım.) Buraya konuk olarak gelenler de bu çerçevenin dışına çıkmamışlardır sanırım. İnşallah çıkarılmamışlardır. Yoksa bizim devlet görevlilerimiz, Türkiye'nin idari, siyasi ekonomik, ticari hayatına damgalarını vuranlar buraları görüp te görmemezlikten gelmezler. Herhalde, değil mi? Yoksa!  Tabi onlar otellerinden çıkmamışlar veya otel çevresinden fazla uzaklaşmamışlardır. Veya onların kalın siyah çerçeveli gözlükleri vardır. Yoksa halimiz harap. Öve öve bitiremediğimiz en güzel alanlarımız böyleyse! İnşallah değildir.

 

Burada bir katliam var. Öldürülen ise çevre. Yani canlılar ölüme mahkûm edilmiş durumda. Aklınıza gelebilecek her türlü kirlilikle dolu topraktaki şekilleri bozulmuş bitkiler ve diğer canlılar. Abant'ın serin pırıltılı suyu. Topyekun ölüme mahkum edilmiş durumdalar. Kısacası çevre artık insanlar için intihar safhasında. Üstüne üstlük Göl kıyısının bir kısmı düzenleme adı altında yapmacık parklar gibi beton ve taşla kaplanmış. İnsanların aradığı doğallık yerini betonun çirkinliğine bırakmış. Sanki bir yok edici sürüsü gelmiş te burayı talan etmiş, veya gelişmiş ülkeler uçaklarından çöplerini buraya boşaltmışlar. Siz siz olun uzaktaki veya yakındaki bir tanıdığınızı veya çocuklarınızı Abant'a pikniğe götürmeyin

 

İki hafta sonra Gerede'de Esentepe'deyiz. Geçmiş yıllarda sık sık yaptığımız şekilde sabah kahvaltısını, doğadaki sesler eşliğinde yapma arzusu ile erken saatlerde Esentepe'deyiz. Bu arzu ile gelenler az değil. Bir kaç ağaç altı şimdiden dolmuş bile. Alışık mekanlardan birine yaklaşıyoruz. Çevre temiz görünüyor ama, kuş sesleri nedense azalmış. Yine de yeşil  devam ediyor. Kahvaltımızı Gerede'yi seyreden yamaçta bir masada yapıyoruz.. Hava yavaş yavaş ısınmaya başlıyor. Bu ara yanımıza düzgün temiz giyimli iki delikanlı yaklaşıyor ve ellerinde belediye tarafından hazırlanmış  olan çöp poşetlerinden birini bize verirken" Lütfen çöplerinizi bu torbaya koyup çöp  bidonlarına bırakın" diyorlar. İçimde kısa bir sevinç yaşıyorum . O an Abant aklıma geliyor, sevincim buruk bir gurura dönüşüyor.

 

Sonra kısa bir çevre gezisine çıkıyorum. Bu ara otlar arasına sıkışmış bir iki atık poşeti, birkaç kola kutusunu da yanımda bulunan poşete dolduruyorum. Olabilir diyorum görevlilerin gözünden kaçmıştır veya gözlerine toz kaçmıştır da görememişlerdir. Ama ilerledikçe gariplikler başlıyor. Ağaçlıklara doğru girdikçe atıklar artmaya başlıyor.

Heyhat yine aynı çöplük hikâyesi burası için de aday adayı durumunda. Daha fazlasını görmemek için ayaklarım yürümek istemiyor. Ama ben devekuşu değilim ki.

 

İki hafta önce imam Cuma hutbesinde Peygamberimizin çevre ile ilgili bir sözünü söylüyor. "Çevresine zarar veren bizden değildir." Bunu, oradakilere anlatıyor ama bazıları üstüne almıyor bu ikazı, kulak ardı ediyor. Onları ilgilendirmiyor bu ikaz. Cami dışında yine yapacaklarını yapıyorlar. Altından ırmaklar akan cenneti yok etmek için yeryüzüne dağılıyorlar. Kendilerine uydurdukları bir dini yaşamaya devam ediyorlar. Ne işiniz olur sizin çevreyle. Siz hatim etmeye devam edin, okuduğunuzu anlamasanız da olur, imamın dediğini yapmasanız da!  Bir slogan vardı, birçoğumuzun kızdığı ama bal gibi doğru. "Susma, sustukça sıra sana gelecek" diye. Susun susun, başınızı kuma gömün. Sıra size de gelecek. Savaşta güneyi yanan, kuzeyi oynayan şehrin sakinlerisiniz şimdilik.

 

Lütfen değerli hemşerilerim, elimizdeki tabii cennetin son günlerini yaşayan dostlarım, toplum örgütleri, vakıflar, belediyeciler, yetkililer, Geredeliler, Esentepe'yi Korumaya sahip çıkın. Koruma projelerimiz kâğıtlarda, hitaplarda kalıp sadece sahiplerini ilgilendirir olmasın. Pansuman tedbirlerle bu iş yürümüyor. Açlara balık verip karınlarını bir defa doyurmayın, balık tutmayı öğretin onlara. Siz yaşayan projeler olarak, günü birlik gelenlere geçmişte olduğu gibi bu gün de örnek olun. Bunun en basit uygulaması, atıklarınızı herkesin gözleri önünde toparlayıp, Esentepe'yi kendi odanız gibi temiz tutmaya devam edin.  Esentepe piknik kültürünü bilip yaşatan Geredeliler olduğunuzu herkese gösterin. Esentepe'mizin  kıraç topraklı çöplüğe dönüşmesine izin vermeyin.  Beş altı yıl sonra Esentepe'de bir pazar gününü hatırlayıp ağlamayın. (30 Temmuz 2006)



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Ferhat ÇETİNOĞLU
SAMİMİYET
Dr.Cihan AVAROĞLU
ENFEKSİYONLARDA ANTİBİYOTİKLER İLK TERCİH Mİ?
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net