19 Ağustos 2017 Cumartesi
Üyelik




Sayaçlar
4.905.414 ziyaret.
72 aktif ziyaretçi.
Kazım ÜNLÜOL

Keneler Geliyor - Dürüstlük Erdemdir



-Keneler geliyor allı yeşilli.

Son günlerde dillerden hiç düşmeyen keneleri konuşurken, bir ara "Keneler geliyor allı yeşilli" yi dilime dolamıştım. Oğlum "Baba gerçekten keneler allı yeşilli mi gelirler" diye sorduğunda bunun bir çağrışım olduğunu, "Takalar geliyor allı yeşilli"  şarkısını hatırladığım için ağzımdan böyle çıktığını söylemiştim. Tabi bu  bir çaresizliğin serzenişi idi.

Yıllarca önce çocukluk ve delikanlılık çağlarımızda bir vesile ile bulunduğumuz köylerde yaylalarda, tarlalarda, ormanda kenelerle iç içeydik. Kanlarımızı emerken yakalar çıkarır  yerde ezerdik. Kırım Kongo Kanamalı hastalığı o zamanlar bilinmezdi. Veya insanlar bu nedenle ölürler de biz mi bilmezdik? Ama son iki üç yıldır keneler o kadar moda oldular ki  podyumlarda allı yeşilli giysilerini savuran mankenler misali gündemden hiç düşmez oldular.  Peki ne oldu da bu hastalığın artmasına sebep oldular?

Bir çok yazımda doğadaki besin devrinden, besin zincirinden bahsetmiştim. Kimyasalların tabii ortama verdikleri zararın dönüp dolaşıp onu kullanan insanı da öldüreceğini yazmıştım. Besin zincirinin bozulmasının sonuçlarının tabii ortamda insan soyunu da olumsuz etkilemesi kaçınılmazdı. Bu bir çok yolla gerçekleşip duruyor. Bazen fazla hormonlu, genetiği bozulmuş gıdalar, bir türlü temizlenemeyen kimyasal zehirlerle kaplanmış hayvansal ve bitkisel besinler, yirmi yıl önce pırıl pırıl sularında yüzüp, balık avladığımız, şimdi ise kokudan yaklaşamadığımız derelerde, denizlerde  son anlarını geçiren balıklarla vucudumuza giren zararlı maddeler, bazen kanser hastalıklarını artırıyor, bazen sıtma, humma veya Kırım Kongo Kanamalı Hastalığını ortaya çıkarıyor. Yani siz ne ekerseniz onu biçiyorsunuz.

Bu işte en yetkililerden olan Tarım Bakanlığı Kırım Kongo Kanamalı Hastalığını önlemek için besi hayvanlarına ve yaşadıkları ortama kimyasal müdahele ederek hastalığın yaygınlaşmasını önlemeye çalışıyor. Sağlık Bakanlığı hastalığın serumu, veya aşıyla önlenmesi için gözle görülür bir ilerleme kaydedemiyor. Dünya sanki bu konuda çaresiz. Bir an üniversite yıllarıma  dönüyorum. Biyoloji bölümüne kayıt olduğumuzda bize, biyolog olarak araştırma laboratuarlarında çalışabileceğimiz söylenmişti de şahsen ben  kendimi  o laboratuarlarda, insanlığı Pastör misali bir çok dertten kurtaran bir araştırmacı olarak hayal ederdim. Heyhat her şey ne kadar komikmiş. 1978 de mezun olduğumda ortada ne laboratuar vardı ne araştırma imkanı. Bir iki tane vardı belki ama buralara girebilmek için çok etkili yetkililer! veya falancı filancı olmak gerekiyordu. Yazık o yıllardan bu yıllara ülkemizde gözle görülür elle tutulur bir ilerleme kaydedilememiş. Şayet ilerleme olsaydı şimdi kenelerin sebep olduğu hastalıktan ölür müydük? Gelişen bir şey var. O da kimyasal mücadele. Tabi fırsat bu fırsat deyip bir anda ortaya çıkan haşaratla mücadele ekipleri mahalli yönetimler vasıtasıyla sokaklarımızı, kırlarımızı, ormanlarımızı, bağ bahçelerimizi, toprağımızı sıktıkları kimyasalla yok etme yarışına girdiler. Sağ olsunlar haşaratı yok edip işlerini yapıyorlar. Biz çağırıyoruz, aman bizi, vatandaşı  kenelerden kurtarın diye. Onlar da yeryüzünü kimyasallarıyla tertemiz yapıyorlar. Ama kenelerin çok inatçı olduklarını, gelecek çoğalma mevsiminde (ilaçlamayla kene larvalarını yiyen  diğer canlılar da yok olduğu için) sayılarının iki misli artacağını mahalli yöneticiler bilmiyor veya günü kurtardıklarına seviniyorlar. Basın yayını dikkatle takip etmişseniz son üç yıldır kene vakalarının her yıl katlanarak arttığını görürsünüz.

Siz, bir şekilde birbirinden beslenerek tabii dengeyi sağlayan canlıların bazılarını yok ederseniz, mesela tavukları, kanatlı hayvanları, arıları, ormandaki karıncaları yok ederseniz, (Kel başa karınca yağı sürerek, saç çıkarmak için karıncaları yok edenlerin vicdanları sızlamaz ama   kulakları çınlasın) yani zincirin bir halkasını koparırsanız, sonuçta  o halka sayesinde yaşama imkanı bulan kendinizi de yok edersiniz.

Organik tarım yapılan seralarda yetiştirilen fasulyelerde, verimi düşüren, fasulye bitkisini öldüren siyah kurtçukları organik tarımcı kimyasal madde kullanarak yok etmez . Onun ilacı  hemen hepimizin bildiği İstanbul Böceğidir. O güzel böcek hem kurtçukları yer kendi beslenir, hem de fasulyeyi kurtarır, bizim beslenmemizi sağlar.

Topraktaki solucan beslenirken bir taraftan da organik gübre oluşturur.  Yine mikroskobik canlıların katkısıyla oluşan inorganik maddeler de bitkilere gerekli besin ham maddesidir. Sonra bitkiler ve diğerleri bu madde devrini, olağan üstü haller dışında devam ettirme görevini eksiksiz yaparlar. Olağanüstü haller fiziksel ve kimyasal silahlardır (etkenler). Tetikçisi de insanoğlu.  Dünyayı hoyratça kullanmaya devam ettikçe olağanüstü haller kaçınılmazdır. Yani şu anda tabutta mezarlığa giden cenaze gibi geleceğinizi görüyorsunuz.

Bir an hayatınızın filmini yeniden oynatın. Siz bu tetik çekmede hangi roldesiniz?

 

Kene konusunda faydalı olacak iki linki ziyaret edebilirsiniz.

http://www.kirim-kongo.saglik.gov.tr/

http://kenebilgisi.azbuz.com/index.jsp

……………………………………………

 

-Dürüstlük erdemdir.

Herkes sahip olamaz. Sahip olmak istersiniz ama bazen de toplum buna imkan vermez. 7 Temmuz tarihli Gerede Olay gazetesinde "Bürokrat Kıyımları" manşetiyle anlatılan isimlerden biri ilçemiz Tarım Müdürlüğü'nde çalışan Veteriner Sevim Çelebioğlu.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce ilçemizdeki görevine başladıktan sonra, Devletimizin kendisine  verdiği yetki ve kurallar kapsamında çalışarak bozuk dişlileri düzeltme çabası ne yazık ki daha önce görev yaptığı Erzincan'daki "KÖPRÜ" misali yine yarım bırakıldı. Kazandığı mahkeme sonrası kendi isteği ile ilçemizde göreve devam etme isteği gazeteden öğrendiğimize göre değerlendirilmemiş. Kurulu düzene kafa tutulmaz Sevim Hanım, siz ne yapıyorsunuz öyle. Şener Şen'in "Namuslu" filmini seyretmediniz mi? O kadar da dürüst olunur mu? Boşverin kuralları uygulamayı. İsteyen istediğini yapsın. Biz alışkınız! bozuk gıdaya. Bize bir şey olmaz!

Gazetedeki bir diğer isim, bir çok insanın övgüyle bahsettikleri Orman İşletme Müdürümüz Recep Özevin. O da bu "KÖPRÜ" nün ayaklarından biri bence. Ama o da kuralların her zaman uygulanmaması gerektiğini unutmuş, görevini eksiksiz yapmaya çalışmış ve gölgeler onu da takip ederek aydınlığı karartmaya çalışmışlar.

Sayın müftümüz için bir şey diyemiyorum çünkü o ve içinde bulunduğu kurum bizim manevi dünyamızın yönlendiricileri. Peygamberimizin vekilleri. Kuşkusuz bu anlayışla çalışıyorlardır. Yoksa halk arasında söylenen bir tabiri hatırlatmak istemiyorum.

Gerede Olay gazetesinin isteğine katılıyor, Kaymakamız sayın Şevket Cinbir'in başarılı memurların yanında olduğunu görüyor ve hak ettiğimiz yönetimin devamını diliyorum.

Mevla görelim neyler.

Neylerse güzel eyler.



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Dr.Cihan AVAROĞLU
PİKNİK ZAMANI
Ferhat ÇETİNOĞLU
"GELECEK" - Yunus GÜLDEMİR Anısına
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net