26 Nisan 2017 Çarşamba
Üyelik




Sayaçlar
4.702.842 ziyaret.
48 aktif ziyaretçi.
Kazım ÜNLÜOL

40 Günde Amerika -2-



Uçaktan indikten sonra.

(Trajikomik Haller)

Chicago havalanı idari bölümünde uçaktan inenlerin koşuşturma karmaşası içinde burayı hiç bilmediğim için uçakta yanımda oturan delikanlıyı takip ederek,  bir bilgisayar ekranın önüne gidiyoruz, O elindeki kartla bir şeyler yapıyor, o sırada hemen yanımızda beliren kömür karası görevli bayan polis bize yardımcı olmak istiyor, ama o kadar hızlı konuşuyor ki veya bana öyle geliyor, söylediklerinin bir iki kelimesi dışında hiçbir şey anlamıyorum.  Eşime ne diyor bu bayan diyorum? O gülüyor İngilizceyi sen biliyorsun diyor.  Şaşkınlığımızı anlayan görevli bayan da gülerek ve sanırım bizi araba benzetti ki bu kez Arapça bilip bilmediğimi soruyor. Bunu anlıyorum ve İngilizce olarak bilmediğimi söylüyorum.  O yine bir şeyler soruyor, yarım yamalak kartımızı istediğini anlıyorum. Bu ekranlar yeşil kartlı vatandaşlar içinmiş. Bizimki yeşil kart değil, yeşil pasaportumu gösteriyorum. Bana vize için ekranların arka tarafındaki görevlilerin bulunduğu kabinleri gösteriyor.

Görevli erkek bir pasaport polisinin bulunduğu vize bölümü önündeki çizgide beklerken görevli gelmemizi istiyor.

Pasaportumuzu kontrol ederken yine çok hızlı bir şekilde, vurgulu kelimelerle bir takım sorular soruyor. (İçimden yapma kardeşim biz İngilizceyi böyle hızlı konuşmalı öğrenmedik, saf yerine koyma bizi diyorum) Nereye gideceğimizi, nerede kalacağımızı soruyor. Cleveland'da kızımızın yanında diyeceğim ama kızımızın kelimesi bir türlü dilime gelmiyor, o şaşkınlıkla yine eşime İngilizce kızımız ne demekti? diyorum. O daha şaşkın, yine ben ne bileyim sen biliyorsun, diye cevap verip beni iyice çıkmaza soktuğu anda, görevli polis imdadıma yetişiyor ve "Family ?"  diyor. Yes diyorum. Oh be biraz rahatladım. Sorular devam ediyor. Anladıklarıma bir şeyler söylüyorum. (Biraz da o anlasın ne yapayım) Kaç valizimiz olduğunu soruyor. Hem "three" diyorum hem de üç parmak gösteriyorum. (Anlamayan o galiba). Ekranında bir şeylere bakıp pasaportlarımıza yazıp damgalıyor ve "Velcome to Amerika" diyerek bize veriyor. 8 Nisan 2016' ya kadar oturma vizesi vermiş. İsterse vermeyebilirmiş. Daha sonra öğrendim, kızımın arkadaşlarından birisinin annesine Amerika'ya niçin geldiğini sorduğunda, "Kızımın çocuğuna bakmaya."  cevabı aldığı için "Çocuğa bakıcı bakar" deyip giriş vizesi vermemişler, kadıncağızı sınır dışı geri göndermişler. Yine bir başkasına da kalıcı göçmen olarak geldiği şüphesiyle giriş izni verilmemiş. Yani her an, sınır dışı edilebilirsiniz.

Nihayet işlemimiz bitmiş, giriş vizesini almıştım ama bir de bana sorun. Az çok güvendiğim İngilizcemle nasıl çuvalladığımı, kullanmadığım dili unutmakta olduğumu anlamıştım.

Gerçek şu ki Amerikalılar sizin dilinizi konuşmuyorlar. İster istemez buna boyun eğip, onların istediği gibi konuşmak zorundasınız. Hâlbuki İstanbul'da bizim havaalanı personelimiz birçok yabancı dille insanlara yardımcı olabiliyordu. Yani bir şekilde eliniz kolunuz bağlı gibi. Bunu görünce söz sahibi olmak için her yönüyle güçlü bir devlet olmanız gerektiğini ya da geçmişte Osmanlının insanları dinlerinde dillerinde serbest bırakan anlayışının çok fazla özgürlük mü olduğunu bir daha düşünürsünüz. Hangisi doğrudur siz karar verin.

Devam edecek



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Ferhat ÇETİNOĞLU
Ülkem İçin EVET
Dr.Cihan AVAROĞLU
GÖZ YAŞI KANALI TIKANIKLIĞI
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net