24 Ekim 2017 Salı
Üyelik




Sayaçlar
5.010.402 ziyaret.
44 aktif ziyaretçi.
Yunus Baki KOÇAK

Çoğullu Köyüne Gelen İlk Öğretmen - 4



(Babamın) Öğretmenliğinin daha üçüncü yılında, teftiş için okula Başöğretmen Kemal Bey geldi. Kaymakam, bu teftişin ardından köye uğrayarak muhtarla birlikte okulu gezdi, beğendi. Babamı kutladı, omuzlarını sıvazlayarak, maarif müdürlüğünün bir takdirnamesini verdi. Muhtara övgü dolu sözlerle iltifat etti.[1]

(Bedrettin öğretmen, Çoğullu köyünde görevine devam ederken) Gecenin bir vakti (annem) merdivenden gelen bir gümbürtüyle uyandı. Etrafına bakındı Bedri yoktu. İdare lambasını yaktı, kocası (Bedrettin) merdivenin alt basamağında boylu boyunca yatıyordu. Lambayı oda kapısının kenarına koyup, (babamın) koltuklarının altından yakalayıp kaldırmak istedi, kuvveti yetmedi. Ortalığı ağır bir alkol kokusu kaplamıştı. Gürültüye uyanan muhtar da merdivenin başında duruyordu. Anneme "Sen çekil" dedi. Babamı kaptığı gibi odaya getirip yatağın üzerine uzattı. "Bir de şıh çocuğu olacak, hâlbuki babası ne kadar da muhterem insan." diye söylenerek odasına gitti.[2]  

"Babamız (Bedrettin) içkili. Bunca yıllık kocasının içkili olduğunu ossat (o saat-hemen) anlardı annem."[3]

1928 yılında, Latin harflerinin kabulünden 3-4 hafta sonra eğitim seferberliği kapsamında "Millet Mektepleri" yasası çıktı. 45 yaşına kadar tüm yurttaşların, Latin alfabesiyle okuyup yazmasını, temel yurttaşlık bilgilerini, rakamları ve en azından dört işlemi öğrenmelerini hedeflemişti. Kaymakam, babamla muhtarı Gerede'ye çağırdı ve muhtara bu kez daha sıkı gözdağı verdi. Köylülerin çoğu okula gelmişti ama kocalarının yanında kadınlar, muallim beyin yüzlerini göremeyeceği (ters) yöne oturmuşlardı. Babam bu şekilde kendilerine bir şey öğretemeyeceğini söyledi ve çözüm olarak "kadınlara okuma yazma ve hesabı bizimki (bizim hanım) öğretsin." dedi. Kadınlar hemen çıktılar. Latin harflerini ve rakamları, Cumhurbaşkanını, Lozan'ı, İsmet Paşayı (ve bazı şeyleri öğretti, annem).[4]  

Tekke sülalesinde ilk kez oğullar çocuklarına, babaları, dedeleri ya da ninelerinin adını koymuyorlardı. Babaannem, asık suratla dolaşan dedeme "ne var bunda alınacak. Devir değişti. Tekke mi kaldı? Senin de işini bitirmediklerine şükret. Ortalığa ayak uydurmak mecburiyetindeyiz. Bayramlarda caddeleri çam dallarıyla süslüyorlar; tam orta yerine de paşanın kocaman bir resmini asıyorlar. Fener alaylı, balonlu milli bayramlar kutluyorlar; Cumhuriyet, Sakarya, Gazi Paşa oldu mekteplerin ismi, sen hala oluğun yerde sayıyorsun."[5] der.

Tekkedeki bir sohbet sırasında dedem "Demir konuşunca, zina bina çoğalınca, uzaklar yakın olunca kıyamet kopacak." demişti. Demir (Radyo) konuşuyordu; zina artık komutan gibi, hâkim gibi güvenilmesi gereken yüksek konumdaki insanların evlerine kadar girmişti. Demirden kocaman kuşlara (uçaklara) binen insanlar konuşuluyordu.[6]  

Akşamları tekkede kurulan sofralar yılların özlemini yansıtırdı; eniştemin ve ablamın en sevdiği yemekler yapılır, yemek sırasında eniştem, babamla birlikte rakısını yudumlarken, bizim görmediğimiz o yerlerden anlattığı öykülerle hepimizi kendisine hayran bırakırdı.[7]

Yüzlerce yıl ayakta kalmış, postuna onlarca şeyh oturmuş, sayısız derviş görmüş Uğurlunaib Tekkesi. 1962 yılının bir sonbahar günü; son şeyh olan Mustafa Sabri'nin hanımı bu tekkede yüz yaşını aşmış olarak ruhunu teslim eder. Yetmiş yıllık karısını toprağa verdikten sonra; Şeyh Mustafa Sabri'de, oğlu Bedrettin'in yanında kalır. 9 Ocak 1966 tarihinde oğlu Bedrettin'in kolları arasında ruhunu teslim eder. Son şeyhin vefatından sonra hantal, ahşap bir yığıntıya dönen tekke, bir süre berduşların mekânı olduktan sonra bir gün yanarak tarihe karışıp yok olur. Tekkenin bugünkü yeri, Bolu Kadın Doğum Hastanesinin bahçesidir.[8]

Tekkeler kapatılınca bizimkilerin ellerinden alınan, içinde cami yıkıntısının da bulunduğu ve bir bölümünün de mezarlık haline getirilmiş geniş alana, devlet hastanesi yapılmıştı.[9] Tekke 1955'de yandı.[10]

Babamı (Bedrettini) 1998'in 23 Şubat'ı, Ammemi (Haticeyi) de bir yıl sonrasının 9 Ekiminde kaybettim.[11]

Not: Öğretmen Bedrettin'in oğlu, Nurettin Tekindor'un hatıraları "Hayat yarınını Bilmez"den aslına sadık kalınarak tırnak içinde alıntılarla özetlenmiştir.

                                                                                                                          5 Kasım 2014

*********************************



[1] Sayfa 119.

[2] Sayfa 128-129.

[3] Sayfa 85-86.

[4] Sayfa 131-132.

[5] Sayfa 132.

[6] Sayfa 164.

[7] Sayfa 243..

[8] Sayfa 249-251-252.   

[9] Sayfa 145.  

[10] Sayfa 188.  

[11] Sayfa 7.  



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Ferhat ÇETİNOĞLU
SAMİMİYET
Kazım ÜNLÜOL
"Gidilecek yol ne kadar uzak olabilir ki?" (H.İ.M.)
Dr.Cihan AVAROĞLU
BEBEĞİMİN BESLENMESİ DEĞİŞİYOR
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net