24 Ekim 2017 Salı
Üyelik




Sayaçlar
5.010.416 ziyaret.
52 aktif ziyaretçi.
Kazım ÜNLÜOL

15 Yıl Önce -2-



17 Ağustos'tan dört ay sonra… 12 Kasım saat 18.00 sularında Düzce - Kaynaşlı - Bolu yeryüzü kabuğu 7,2 şiddetinde 30 saniye süre ile yeniden sarsıldı. Dağlar ve ovalar homurdanarak, oflaya puflaya gelip, yeryüzünde yeniden kendi şekillerini oluşturmaya koyuldular. Kaynaşlı yerle bir olurken, Düzce 17 Ağustos'un yaralarını henüz saramadan yeniden yıkılmıştı ve Bolu felaketin ortağı idi. İnsanlar yine şaşkındı, korkaktı, ürkekti, zavallılardı. Yine toprakla bir olanlar, yine kurtuldukları halde sevinemeyenler, ağlayanlar. Anasını babasını, kardeşini, eşini, çocuğunu, akrabasını gözleri önünde çaresiz kaybedenler. Zenginken sadece üstlerindekilerle kalanlar. Şu apartman benim, şu benim, bu benim diye övünürken evsiz yurtsuz, hiçbir şeysiz kalanlar. 17 Ağustos'u uzaktan renkli gözlükleri ile seyredenler 12 Kasım'ın kara gözlüğü ile bakar oldular. Okeye dönenler, hayatın hiç te oyun olmayıp bir imtihan olduğunu bu sefer belki de anlayabilmişlerdi. Evet imtihandı hayat. İçinde barınılan binalar imtihandı, yollar imtihandı, yoksulu görmek, yardımlaşmak imtihandı, iyilikler imtihandı, hak ve adaleti gözetmek imtihandı. Kendinden başka dünyaların varlığını bilmek imtihandı. Tedbir almak, takdir dilemek imtihandı. Tedbirsiz insan, umursamaz, kural tanımaz, haksız kazançlı, saygısız ve sevgisiz kurunun yanında yanmaya mahkûm olmuştu. Deprem tüm külleri ile her şeyi kapladığında yaşanan ilk şaşkınlıkta, rahatlatıcı bir şey vardı bu sefer, o da 17 Ağustos'ta acizliği sergileyen görevlilerin bu sefer zamanında görevleri başında olmalarıydı. Karmaşa giderilmiş, kurtarma ve yardım kısa sürede düzene sokulmaya çalışılmıştı. Kriz masaları tespit, tertip, düzenlemede özverili çalışıyor, yurdun dört bir yanından gelen yardımlar ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyordu. Ama her zaman ve her devirde olduğu gibi ölü yiyiciler yine fırsat kolluyordu. Nasıl geçtiği anlaşılmayan veya hiç bitmeyen zamana sahip günler, sıkıntıların giderilmesi için harcanırken, birçok insan felaketin yaşandığı yerlerden göç ederek ana baba, akraba, arkadaş evlerine, köylerine misafir oldular. Hiç geri dönmemek üzere yuvalarını terk edenler de vardı. Kalanlar oluşturulan çadırlara ve prefabriklere yerleştirildiler. Kendi imkânları ile boş alanlarda bahçelerde, parklarda yeni yaşam yerleri oluşturanlar oldu. Şehrin ana caddesi ve terk edilmiş sokaklar kâbus rüyaları gibi sessizliğe bürünmüştü. Geçici yerleşim, yaşanan felaketten sonra büyük bir rahatlama idi. Ama zamanla bu yerlerde yaşamanın yerleşik konutlarda yaşamaktan ne kadar zor olduğu ortaya çıkacaktı. İşte o zaman insanlar evsizlerin, yurtsuzların her an çektikleri çile ile yüzleşecekti. Temizlik kısıtlı imkânlarda çok zordu. Banyo yapmayı özledim, elimi yüzümü yıkamayı özledim, yatağımı özledim diye birbirlerine yakınan insanlar, hastalıkta sağlığın değerini öğrenmede olduğu gibi imkânsızlıkları, sıkıntıları tanıdılar. Zamanla daha sağlıklı şartlarda yaşama için hummalı çalışmayla kısa sürede kalıcı konutlar yapıldı. Onların da problemi vardı ama evdiler ve güvenliydiler. Düşünen insanlar yaşananları değerlendirerek emin yaşam yerleri oluşturulmasını, tedbirler alınmasını konuşur oldular. Hasar gören yerler yenilenir, yaralar sarılırken, fırsat düşkünleri tarafından allanıp pullanıp boyanarak, bilmeyenlere satmak için makyajlanan binalar da yok değildi. Onlar kendilerine saygı isteyenlerin, insanlığa saygı göstermek olduğunu düşünmeyenlerdi. Bekli de ilerde başka bir felakette yine kendi nesillerinden birileri bu binaların altında kalarak onlara lanet okuyacaklardı. 17 Ağustos ve 12 Kasım'ı yaşayanlar, önceleri hemen her an ve yerde günlerce birbirlerine yaşadıklarını anlattılar ve bu yaklaşık on- on iki yıl gibi bir zaman içinde gün geçtikçe azalan anılar olarak paylaşıldı. On yıl demiştik bir arkadaşımla, on yıl devam eder ve unutulur bunlar demiştik. Öyle oldu, zaman yine galibiyetini ilan etti ve konuşmalar yok denecek hale geldi. Unutmak insana mahsustu. Acıları, ölümleri unutmasaydı insan devam edebilir miydi dünyada yaşamaya? Peki şimdi her şey düzeldi mi? Yeniden böyle bir şey yaşanır mı? Yaşanırsa Ne olur? Yaşanır da binalar yıkıldığında o binaları yapanların yakınları da yıkıntılar arasında kalır mı? Dilerim bir daha insanlar böyle bir dünya ile terbiye edilmezler. Ağustos 2014

DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Ferhat ÇETİNOĞLU
SAMİMİYET
Dr.Cihan AVAROĞLU
BEBEĞİMİN BESLENMESİ DEĞİŞİYOR
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net