25 Haziran 2017 Pazar
Üyelik




Sayaçlar
4.817.896 ziyaret.
85 aktif ziyaretçi.
Yunus Baki KOÇAK

GEREDE GEÇMİŞİNDE EKONOMİK HAYAT - 1-



EKONOMİK HAYAT

            Genel Olarak:

Gerede arazisi genel olarak kıraç olduğundan ihtiyaç harici mahsul alınamamaktadır. Ekim arazisinin bir tarafındaki tarlalar ekildiği sene, öbür tarafındaki tarlalar nadasa bırakılır. Çiftçilik yapanların önemli bir kısmı kendi ihtiyacı olan mahsulü bile alamazlar. Ziraatta yaygın olarak arpa, buğday, yulaf, fiğ ve yonca ekimi yapılmaktadır. Eskiden, kendi ihtiyacı kadar mercimek ekenler de olurdu. Bahçe ve bostan çok az kişide vardır. Osmanlı Döneminde Bolu Paşa Vakıfları, sayfa: 20: "İstanbul΄a ve Anadolu΄nun çeşitli kentlerine gönderilen meyvelerin çok büyük bir bölümü Gerede΄de üretilmektedir." der.

Mevsimlerin soğuk geçmesi, belki günümüzde havanın toprağın ve suyun kirlenmesi, iklimlerde meydana gelen değişiklikler, dengesiz hava şartları ve o kirliliğin meydana getirdiği meyve ağaçlarındaki hastalıklar ve zaman zaman kırağı düşmesi don olaylarının görülmesi sonucu bugün, meyve ağaçlarından istenilen verim alınamamaktadır. Bizim çocukluğumuzda hiç ilaç kullanılmadan çok güzel meyvelerin olmasına rağmen bugün ilaç kullanarak meyve yetiştirmeye çalışan kişiler bile o eski randımanı alamamaktadırlar.

            Tarım, eskiden geleneksel araç ve gereçlerle yapılmasına rağmen; bugün modern tarım aletleriyle yapılmaktadır. Köylerimizde hemen hemen her hanenin traktör, patoz, römork, pulluk, biçer ve ızgara gibi ziraat aletleri vardır. Bunlar her ne kadar zamanında modern sayılsa da günümüzde modernliğini kaybetmektedirler. Son yıllarda birkaç kişi, mibzerle ekim yapmaya başlamıştır. Köylerimizde zaman zaman döverbiçer gelse de bunlar, saman israfına sebebiyet verdiği gerekçesiyle fazla rağbet görmemektedir. Fakat iki yıldır Ramazan ayının da güz mevsimine rastlaması dolayısıyla güz işleri döver biçerler vasıtasıyla yapılmaya başladı.

            Eskiden Ziraat:

Teknolojinin olmadığı yıllarda Tarlalar 15-20 günde öküz ve kara sabanla aktarılır, 15-20 günde ikilenir ve 15-20 günde de ekilirdi. İşi çok, adamı az olanların bir ay çift sürdüğü görülürdü. Akşamdan otlâkiyeye salınan öküzler; sabahleyin ortalık ışırken aramaya çıkılır, öküz arayanlar birbirlerini gördükçe karşıdan karşıya "Benim öküzleri de gördün mü?" diye öküz sorarlardı. Öküzünü bulan çiftini sürmeye başlar, öküzü acemi olanlar öküzlerin önünden bir kişiye çektirerek öküzleri alıştırırdı.

            Güz mevsimi geldiğinde herkes tarlaları gezer, çakıl diplerindeki otları orakla yolar, tırpanla biçilmesi gereken yerler varsa biçip, kimisi sırtına yüklenerek, kimisi de merkeplere yükleyerek getirirlerdi. Daha sonra çayırını biçer, fiğini yolar, samanlığa koyduktan sonra; ekin biçme zamanı gelir ve herkes tırpanını omzuna vurarak ekinleri biçmeye giderlerdi. Ekinlerin seyrek olanları da bazen yolunurdu. Biçmeyi ve yolmayı yetiştiremeyecek olanlar da gündelikçi alır, gündelikçiler de "ha varıyo, ha varıyo, geliyo" diye iddialarla ekin biçerlerdi. Zaman zaman da, iyi ekin biçen kişilerden hatıralar anlatılırdı.

            Biçme işlemi bittikten sonra, herkes öküz arabalarıyla biçtikleri ekinleri harman yerine toplayıp, buğdayları ayrı, arpaları ayrı yığarak "otluk" denilen büyük arpa ve buğday yığınları yaparlardı. Son arabayla gelinirken, büyük bir çalı kesilerek arabaya atıp gelinir ve o çalı öküzlere bir zincirle takılarak harman olacak yer bu çalı ile iyice tırmalattırılırdı. Çalı ile tırmalanan yerin etrafına birer ağaç dolanılır, ondan sonra da o tırmalanan yer bol su ile sulanarak harman olmaya hazır hale getirilirdi. Harman yeri hazırlandıktan sonra gegelerle otluklardan çöpler çekilip harman yerine yayılır, düğenlere öküzler koşulur, beygiri olanlar beygirlerini de koşarak düğenlerin üzerine de bir adam biner, yayılan çöplerin üzerinde düğenlerle gezinerek harman oldurmaya çalışılırdı. Fakir olanlar iki öküz bulamaz, inek ve merkep koşanlar da olurdu. Çöpler basıldıkça arada diyrenlerle kabartılır, çöpler iyice inceldikten sonra da yabalarla aktarılarak harman iyice tınaz haline getirilirdi. Düğende öküzlerle dönerken, düğene kötü bir teneke veya kova konur, öküzler pislerken harmana pislettirilmez o kaba pislettirilirdi. O kabın adı "bokcak" idi. Öküzler deneleri (olgunlaşan harmandaki arpa ve buğdayları) fazla yemesin diye bazen öküzlerin ağzını bağlayanlar da olurdu. Bu esnada fazla dene yiyen öküzleri, dene tutar ve hastalandıkları da olurdu. Bu şekilde sürülerek tınaz haline gelen harman, akşamüzeri tınaz yabalarıyla savrulmaya başlanır; saman, harman ağacının dışına çıkarılır, dâneler harmanın bir kenarına yığılır, kalburla çalkanarak temizlenir ve temizlenen buğdaylar çuvallara doldurularak ambarlara taşınırdı. Güz bitinceye kadar her gün bu işlem devam ederdi. Bir çift öküzü olanlar iki günde bir harman oldururlardı. Havaların yağışlı olduğu senelerde bir iki ay güzünü bitiremeyen aileler olurdu. Güzünü evvel bitiren aileler de geç kalanlara yardıma koşarlardı.

            Gerede içindeki harmanlar; Hal'in olduğu yere, Topsahası'nın olduğu yere, Terminal'in olduğu yere, Panayır yerine, Çataklı Camii'nin güney tarafına kurulurdu. O yıllarda oralarda bina yoktu. Bundan aşağı yukarı 70 sene evvel Gerede'nin nüfusu iki veya üç bin kadardı.

            Halk evinin olduğu yerde Sulu Han, vardı. İstimlâk edilerek Halk Evi yapıldı. Yeni yapılan Belediye binasının olduğu yerde üç tane han vardı. Bahrinin Hanı, Eyfer'in Hanı, Keloğlan'ın Hanı vardı. Develerle Tuz Gölünden getirilen tuzlar hanların önüne yıkılırdı. O hanlar yıkılarak yerlerine eski hükümet binası yapıldı. O da yıkılarak yerine, bugün yeni belediye binası yapılıyor. Oranın alt tarafında bugün Çaybahçesi'nin olduğu yerde; Hacı Hasan Ağa Hanı ve Cevahircioğlu Hanı vardı. Yıldırım Beyazıt Camii'nin doğu tarafında da bir han vardı. Yolcular ve hayvanları bu hanlarda istirahata çekilip ihtiyaçlarını giderirlerdi.

            Yeni Cami'nin karşısında, Gerkav binasının alt tarafındaki küçük parkın olduğu yerde güneş saati vardı ve herkes saatin kaç olduğunu oradan öğrenirdi. Müezzinler, oraya bakarak ezan vaktinin gelip gelmediğini öğrenir ve ona göre ezan okurdu.

            Yeni Cami'nin önünde; eşeklerle, beygirlerle odun, gıcıme (çam kozalağı) veya çıra getirerek satanlar olurdu.

 

Devam edecek. Y.B.K.



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Ferhat ÇETİNOĞLU
KADIN VE HAYAT
Kazım ÜNLÜOL
Amerika 2017 - 10
Dr.Cihan AVAROĞLU
ŞEKER BAYRAMI
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net