24 Haziran 2017 Cumartesi
Üyelik




Sayaçlar
4.817.331 ziyaret.
21 aktif ziyaretçi.
Kazım ÜNLÜOL

80 li Yıllar -4



Bir zamanlar Yeni Cami'nin karşısında şimdiki mini parkta "Alaturka" güneş saati varmış, ki bir benzerini Safranbolu'da görmüştüm, hala var ve turistler hayran hayran izliyor. Bizimki kaldırılmış, nerededir bilmiyorum. Bir iki eski fotoğrafta görebiliyoruz. Eski tabakhanelerin Bezire taşları gibi şimdi o da yok.  Ne işe yaralar ki demeyin sakın, Bir tek taş görmek için dünyanın öbür ucundan gelenler var.

1882 de yapıldığı bilinen Çan saati saat başı çalarak zamanı duyururdu. Zaman onu da susturdu. Üzerinde yapımcısı, yapım yılı, hayrat sahibi isimlerinin yazılı olduğu eski Türkçe kitabelerin bulunduğu tarihi sokak çeşmeleri de yok olup giderlerken, Belediye yenilemesiyle ayakta tutulmaya çalışılıyorlar.

 

Şimdi ilköğretim çağındaki çocukların bile ellerinden düşmeyen akılsızı, akıllısı olan cep telefonları o yıllarda çok basit bir şekilde de olsa çocuklar tarafından kullanılıyordu. Nasıl mı? Hatırlayın bizim haberleşmemizin ilk örneği olan iki kâğıt kutu veya iki boş ayakkabı boyası kutusu arasında gerdirdiğimiz kınnap ipinden oluşan ses iletebilen düzeneği.

Bu milletin hayalleri engellenmeyip uyarılsaydı zekâsı neler icat etmezdi ki?

Evet acı şaka bir tarafa bir iki kamu kuruluşu dışında belki bir iki ev dışında telefon yoktu, ama mektuplarımızı gönderdiğimiz bir PTT' miz  ve orada konektör kablolu bağlantı yapan bir telefon santralinde bizi telefonla Gerede dışına bağlayan rahmetli Hacı Zeki ağabeyimiz vardı. Bir de mors alfabesi ile telgraf gönderilen manipülatör.

Sonraları yavaş yavaş evlerimizde santral bağlantılı numara yazdırmalı çevirmeli manyetolu telefonlar ortaya çıkmaya başladı. Elle çevirmelilerin tuşlu hale gelmeleri bile çok önemli bir modernleşmeydi.

 

Komşumuz rahmetli Acemin Ahmet Amca ve eşi rahmetli Fatime teyze çok muhterem insanlardı. İlkokul dört veya beşte iken (1965–1966) Ahmet amca beni çağırır İsviçre'de yaşayan ve geçen yıl vefat eden oğlu Fikri ağabeye, kendi Attar dükkânında da sattığı, uçları renkli ve kokulu mektup kâğıtlarına, hemen her seferinde "Oğlum Fikri beni mazur gör, yazmam olmadığı için bu mektubu komşumuzun oğlu Kazım'a yazdırıyorum." diye selamla başlayan ve selamla biten, çok nazik ve düzgün ifadeli mektuplar yazdırırdı. Benim de özenle yazdığım mektuptan sonra, odanın köşesinde duran gramofonu kurar ve taş plaklardan Hafız Burhan'ın, Safiye Ayla'nın, Saadettin Kaynak'ın şarkılarını dinlerken eşi Fatime teyzenin üstü küllenmiş kömürlü mangalda yaptığı Türk kahvesini içmeye başlardı. Fatime teyzenin süt ekleyerek bana da ikram ettiği kahveyi "Çocuklar kahve içmez, kararırlar sonra" diye bildiğim için çekinerek içerdim. Ahmet amca, iki tane delikli 2,5 kuruş, bir iki karamela şeker ve gıpta ile baktığım mektup kâğıtlarından birkaç tanesini bana verdiğinde de dünyalar benim olurdu. O zamanlar dosya kâğıdı veya fotokopi kâğıdı diye bir şey, hatta doğru dürüst defter bile yoktu, matematik defterimiz sarı saman yapraklı idi, çimento kâğıtlarını bir araya getirip iple dikerek defter yapar, alıştırmalar için kullanırdık.

 

Bazı evlerde, sobadan kor halinde alınan odun kömürü, yuvarlak mangallara konularak üstü küllendirilip ısıtmada ve çay, kahve pişirmede kullanılırdı. Isınma için kullanılan ördek veya silindir sac sobalar zamanla yerini fırınlı kuzine sobalara ve tuğlalı silindir kömür sobalarına terk etmişti. Bu sobalarda odun yerine ağırlıklı olarak Belediyenin Zonguldak ve Karabük'ten getirdiği Kok Kömürü yanmaktaydı. Yaylacılık yapan köylüler binek hayvanları ile getirdikleri, odun, gıcıme (kozalak), kabuk gibi yakacakları da Yeni Cami önünde satarlardı.

Kuzine sobalar evin en kullanışlı mutfak gereci gibiydi. Isıtma ile birlikte fırında ve üstünde börek, çörek, yemek,  pişirme işlerini de görmekteydi. Kömür yanan haznesinin altında toplanan sıcak küllerin içinde kabuğuyla pişen patatesler, soba üstünde veya fırınında kavrulan kestaneler de vazgeçilmez çerezlerimizdi. 

 

Devam edecek



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Misafir MİKROFON
KANDİLLER Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN
Misafir MİKROFON
CANIM GEREDE - Erol ÖZDEMİR
Misafir MİKROFON
NİYAZİ - Aytaç YILDIRIM
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Ferhat ÇETİNOĞLU
KADIN VE HAYAT
Dr.Cihan AVAROĞLU
ŞEKER BAYRAMI
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net