28 Nisan 2017 Cuma
Üyelik




Sayaçlar
4.708.293 ziyaret.
94 aktif ziyaretçi.
Misafir MİKROFON

ZORUNLU EĞİTİMİN BİR PARÇASI OLARAK SPOR... Prof.Dr. Seyit Mehmet ŞEN




1990'lı yıllarda eğitimle ilgili kimi günlük gazetelerde ve dergilerde çok sayıda yazı yazdım.
Çok fazla olmasa da zaman zaman eğitimle ilgili konferanslar verdim.
Sonra baktımki bir şey olacağı yok, herkes verilen ve alınan eğitimden memnun, "bırak sarhoşu yıkıldığı yere kadar dedim" ve eğitimle ilgili yazılardan uzun süredir elimi çektim.
Fakat bir kaç gün önce Milli Eğitim Bakanının ağzından ders geçme ile ilgili olarak internete bir şeyler düşünce, "acaba bir şeyler değişiyor mu?", diye oldukça ümitlendim ve de heyecanlandım...
İnternette biraz dolaşınca anladım ki, o sözler Milli Eğitim Bakanının ağzından bir toplantı için gittiği İzmirde dökülmüş...
Habere göre bundan böyle liselerde sınıf geçme değil de, ders geçme esas alınacakmış...
Böyle bir uygulamaya geçildiğindeyse sınıflar yerine derslikler olacakmış.
Daha doğrusu belli bir şubenin, örneğin 9 A şubesinin çakılı dersliği yerine, belli bir dersin çakılı dersliği olacakmış...
Örneğin, Türkçe dersinin dersliği, Matematik dersinin dersliği gibi...
Halen analiz edilen bu yeni sisteme geçildiğinde çalışkan öğrenciler liseleri üç yılda bitirebilecekler, tembel öğrenciler ise altı yıla kadar liseye devam edebileceklermiş...
Bütün bunlar elbet benim eğitim sistemimizle ilgili itirazlarımın çaresi gibi gözükmüyor...
Yani 1990'lı yıllarda mevcut eğitim sistemine olan kimi temel itirazlarım anlaşılan o ki yeni sistemde de devam edecek gibi geliyor...
Her neyse...
Belki de Sayın Bakana yapmayı düşündüğü yeniliklerle ilgili bazı ip uçları verebilirim ümidini taşıyarak, yazının başlığına dönmek istiyorum...
İbni Haldun ilim öğrenmenin ya da eğitimin (çünkü kastedilen eğitimdir) iki amacı olduğunu söyler:
Zaruretten dolayı (zaruret için) öğrenilen ilimler...
Kemâlattan dolayı (kemâlat için) öğrenilen ilimler...
İsimler değişse de (resim sanatının bugün görsel sanatlar içinde sayılması gibi), o günden bugüne cisimlerin yani esasların yine aynı olduğunu söyleyebiliriz...
Evet, modern sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen ve 1332-1406 yılları arasında Endülüs ve Kuzey Afrika'da yaşayan bu büyük İslam aliminin ilimlerin öğrenilmesi ilgili olarak yapmış olduğu bu ayrım günümüzde de geçerliliğini aynen korumaktadır...
Ve elbet İbni Haldun'un bu ayrımdan sonra verdiği hükmün geçerliliği de...
İbni Haldun ilim öğrenme ile ilgili larak yaptığı ayrımdan sonra mühür basar gibi hükmünü şöyle veriyordu:
Zaruri olan ilim, kemal için olan ilimden önce gelir...
Gerçekten de ana okulundan üniversite sona kadar süren 18-20 yıllık bir eğitim sürecinde "niçin okuyorsun?" diye hangi öğrenciye sorulacak olsa, hepsi de kendine göre çizdiği hedefi söyleyecektir...
Şüphesiz, söylemleri farklı da olsa, sayıları dünyadaki çoğu ülke nüfusundan daha fazla olan öğrencilerimizin söylediklerinin ana fikri hep aynı olacakdır...
Ki bu ana fikir esas olarak şu şekildedir:
Okuyacaklar; aldıkları eğitimle gönüllerinden geçen iyi bir meslek sahibi olacaklar; kendilerine, ailelerine, ülkemize ve tüm insanlığa yararlı hizmetler yapacaklardır...
Elbet bu arada evlenecekler, çoluğa çocuğa karışacaklar, ev bark sahibi olacaklar, mümkünse ülkemizin kimi yerlerini ve bu arada bazı dünya ülkelerini gezeceklerdir...
Sizce bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin esas olarak söyleyecekleri bunlar ve benzerleri değil midir?
Bir başka deyişle, gençlerimiz aldıkları eğitimi ya da öğrendikleri ilmi kemalat için değil, zaruret için almakta veya öğrenmekte değiller midir?
Öyleyse, şimdi başlığa koyduğumuz sporla ilgili soruların tam da sorulma zamanıdır:
Spor, birçok gencimizin edinmek istediği bir meslek midir?
Elbette...
Öyleyse daha özele inelim ve soralım:
Sporun bir dalı olan futbol, basketbol, voleybol, tenis ve diğerleri bir meslek midir?
Elbette...
Bu durumda biraz daha özele inelim ve soralım:
Örneğin Türkiye Birinci Liğinde top koşturan sıradan bir futbolcunun bir yılda kazandığını, değil ülkemizin dünyanın en iyi okullarında okumuş, üstelik mastır ve doktora yapmış olan acaba kaç kişi kazanabilir dersiniz?
Bir mi, iki mi, beş mi, on mu; sahi kaç kişi?
İsterseniz güncel ve daha somut bir sual soralım ve bu kez cevabını herkes kendisi arasın...
Acaba Belarus'lu bayan tenisçi Victoria Azeranka'nın ya da Sırbistanlı erkek tenisci Novak Djokovic'in dünya tenisinde elde ettikleri başarıları bizim gençlerimiz neden elde edemiyorlar dersiniz?
Yeteneksiz olduklarından mı, yoksa iyi bir eğitim almadıklarından mı?
Ya da bu tenisçiler bu başarıları sınıf geçerek mi, yoksa ders geçerek mi elde ettiler, bileniniz varmı?
Son bir soru daha:
Victoria Azeranka'nın 10 milyonluk Belarus'a; Novak Djokovic'in 7 milyonluk Sırbistan'a kazandırdığı tanıtımı, acaba ülkemiz kaç milyar dolarlık bütçe ile sağlayabilir sizce?
Sayın Milli Eğitim Bakanı ders mi geçilsin, sınıf mı geçilsinden çok daha önce, kanımca bunlara kafa yormalı...
Aksi halde bu aşure eğitimiyle bir başarı elde edilemeyeceğini anladığında o koltukta oturmuyor olabilir...

Prof Dr. Seyit Mehmet ŞEN



DİĞER MAKALELER
Şerafettin DAĞYILDIZI
6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu Şirket ve Ticaret Erbabına Neler Getiriyor?
Yunus Baki KOÇAK
Asker Salavatlama
Ferhat ÇETİNOĞLU
Ülkem İçin EVET
Dr.Cihan AVAROĞLU
GÖZ YAŞI KANALI TIKANIKLIĞI
Kazım ÜNLÜOL
2. Amerika -5
 
www.gerede.net
Gerede Hakkında Herşey
Bu sitede yayınlanan haber, metin, bilgi, yazı ve resimler izin almadan yayınlanamaz. gerede.net hiçbir kişi, kurum veya siyasi görüşün sitesi değildir. Amacımız Gerede ilçemizi tanıtmak ve Geredelileri kaynaştırmaktır.
E-Posta :  haberlesme@gerede.net